YAHUDİLERİN AMACI

                       SOYKIRIM YALANI VE YAHUDİLERİN AMACI

                Soykırım Yalanı Kullanan Yahudi Lobilerinin Maksadı Ve Türkiye:
     Türkiye, “soykırım yalanı” arkasına saklanarak emperyalist emellerini gerçekleştirme peşinde koşan güçlere karşı ilk ciddi sınavını “Milli Mücadele” yıllarında vermişti. Dolayısıyla, bugün Türkiye’ye karşı kapsamlı ve maksatlı bir kampanya düzenlemekte olan aktör ve odakların gerçek niyetleri ve Türkiye üzerindeki hesapları çok iyi bilinmektedir. Bu yönüyle, gerek “sözde Ermeni soykırımı” iddiaları, gerek Ermenilerin bu saçma iddialarını teşvik ederek destekleyenler ve gerekse de bu maksatlı iddiaları kullanarak Türkiye’ye şantaj yapmaya çalışan Yahudi lobileri hiçbir zaman Türkiye ve Türk halkının hafızasındaki kayıtları silemeyeceklerdir. O halde, Türkiye’nin dağıttığı sıcak gülücükler ve geliştirmeye çalıştığı dostluk ilişkilerine bakılarak, üzerimizde oynamaya çalıştıkları kesintisiz oyunlar silsilesini unuttuğumuz zehabına kapılmamalıdırlar. Zira her şeyden habersiz ve unutkan bir Türkiye algıları sebebiyle, utanmadan sergilemeye çalıştıkları çelişkili ve pişkin tavırları gerçekte kendilerinin daha da deşifre edilmelerine neden olmaktadır. Zaten, anti-Amerikancılık, Batı düşmanlığı ve Yahudi aleyhtarlığının dünya geneline yayılmasının kökeninde de bu bencillik, güvensizlik, sinsilik, vefasızlık ve tutarsızlıklar yatmaktadır. Bu durumla ilgili en canlı örneklerden birisi, Türk tarihi boyunca Yahudilere açılan şefkat kucağı ve yardım eline karşılık görülen ihanet ve düşmanlıklardır.

     Mesela, 15.yüzyıldan buyana sürekli olarak şiddetlenen anti-semitizm ve Yahudi sürgünleri karşısında, Yahudilerin sığındıkları ve destek gördükleri yegâne güvenli mekân Osmanlı Devleti ve 20.yüzyılda ise Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Buna karşılık, tarihi gerçekler muvacehesinde baktığımızda görüyoruz ki; Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin iç karışıklıklara sürüklenerek zayıflatılmasının arkasında sürekli olarak Yahudi eli olmuştur. Hâlihazırdaki güncel “ soykırım yalanı ve Yahudi lobilerinin iki yüzlü tavırlarıyla ilgili” hadise bağlamında meseleyi somutlaştıracak olursak; diyebiliriz ki, “vaat edilmiş topraklar” hayaliyle, Osmanlı Devleti’ndeki ayrılıkçı hareketleri teşvik ederek yönlendiren, Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sürükleyen ve tehcir hadisesinde birinci derecede rol oynayan Yahudilerdir. Aynı Yahudiler, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yerleştikleri Filistin topraklarıyla tatmin olmadıkları ve vaat edilmiş topraklar hedefine ulaşabilmek için bu defa, Türkiye’nin parçalanmasına yönelik fitne ve fesatlarına ağırlık vermeye başlamışlardır. Bu amaçla Türkiye’de yaşanmış olan iç isyanlar, iktisadi bunalımlar, kardeş kavgaları, kamplaşmalar, ihtilaller ve ihanetlerin hepsinin arkasında bir şekilde Yahudiler olmuşlardır.

      İşte günümüz Yahudilerinin Türkiye’ye yöneltmiş oldukları organizeli düşmanca hareket ve tavırlardan birisi de, “sözde Ermeni soykırımı” yalanının 1960’lardan sonra gündeme oturtulma hadisesidir. Dikkat edersek, Osmanlı’nın en sadık tebaalarından biri konumundaki Ermenileri Osmanlı’ya karşı kışkırtan odaklardan birisi olan Yahudiler, 1960’lı yıllardan sonra bu defa da aynı “oyuncak halkı” Türkiye’ye karşı kışkırtmaya başlamışlardır. Dolayısıyla, Türkiye’nin başına sarılmış ve önüne çıkarılmış olan en ciddi problemlerden birisi konumundaki “sözde Ermeni soykırımı” yalanının müsebbiplerinden birisi olan Yahudiler, sözüm ona güya, Türkiye’yi bu beladan kurtarmak için “yüksek miktarlarda paralar” ve İsrail’in yalnız bırakılmaması karşılığında bizzat misyon üstlenmişlerdir. İşte Yahudilerin Türkler ve dünya Müslümanlarına vermiş oldukları imajın portresi budur. Şimdi bu kimlik, portre ve imaj sahibi bir halkın güçlü lobileri “sözde Ermeni soykırımı” yalanı üzerinden farklı bir projeyi devreye girdirmeye başlamışlardır. Bu projenin odağında vaat edilmiş topraklar vardır.
        Bu bağlamda, ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgalinden sonra kesin içeriği belli olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin Türkiye ayağı epeyce problemli görünüyor. Kaldı ki, BOP’un gerçekleştirilmesi sürecinin her aşamasında ABD-İsrail-Avrupa Birliği mihveri Türkiye’ye ihtiyaç duymaktadırlar. Hâlbuki Türkiye, söz konusu projenin devreye girdirilmesi halinde hem tarihi misyonunu tamamen yitirmiş olacak ve hem de Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri elden çıkmış olacaktır. Bu durumun farkında olan Türkiye’nin devreye girdirmiş olduğu alternatif açılım ve politikalardan rahatsız olan üçlü mihver ve özellikle İsrail, bu defa “sözde Ermeni soykırımı”nın ABD Kongresi’nden geçmemesi için Türkiye’ye destek vermekte olan Yahudi lobilerini fikir değiştirmeye itmişlerdir. Böylece, Yahudiler, yerleşik imajlarının tescillendirircesine, milyarlarca dolarlık akçeli ilişkiler ve İsrail’in yalnızlıktan kurtarılmasına destek karşılığında Türkiye’ye vermekte oldukları “lobi desteği”ni çekmekten hiç sıkılmamışlardır. Böylece, bu defa Yahudilerin “Büyük İsrail” ya da vaat edilmiş topraklara ulaşma hedefi için, Türkiye ile dünya Yahudileri arasında farklı bir ilişki dönemi başlamıştır. O nedenle, sözde Ermeni soykırımını tanıma sinyali verdikten birkaç gün sonra geri adım atan ABD’deki Yahudi lobilerinin bu tavır değişikliği artık fazlaca bir anlam ve önem ifade etmemektedir. Zira, Türkiye’nin doğrudan kuşatılarak İsrail ve ABD’nin menfaatlerine uygun hacim ve davranış kalıbına getirilmesi için atılan somut adımlara hız kazandırılmaya başlanmıştır. O nedenle, artık, bundan sonra Türkiye’ye karşı sergilenecek olan sıcak davranışların fazlaca bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır; çünkü bu davranışların hiçbirisine güvenilme imkânı kalmamıştır.

      O halde, Türkiye, hiç vakit kaybetmeden derhal gerekli güvenlik tedbirlerini almalı ve hatta muhataplarının köşeye sıkıştırılarak kendi dertlerine düşmelerinin altyapısını oluşturmalıdır. Kuşkusuz, Türkiye’nin devreye girdireceği yeni politikaların birinci derecede uygulama alanı Ortadoğu coğrafyası ve odağındaki Irak, Filistin ve Lübnan olmalıdır. Örneğin, “ikinci İsrail” hüviyetindeki Kürdistan Devleti’ni kurarak, bölgesel düşmanlıkları kendi üzerinden bölgedeki Kürt halkları üzerine atmaya çalışan İsrail’in, bu amaçla Türkiye’yi istikrarsızlaştırma ve hatta parçalama hamlelerine karşı, Türkiye’nin yapabileceği çok şey vardır. İsrail ve dünyadaki bağlaşıklarının hepsi bu gerçeği çok iyi bilmektedirler. Aslında, İsrail’in 1967 öncesi sınırlarına çekilmesi ve fitne çıkarmaktan geri durması halinde, Türkiye her zaman İsrail’in selametle yaşamasına sahip çıkmış ve bölgesel istikrar için İsrail bir denge unsuru olarak görülmüştür.

      Şayet, Türkiye’nin bu iyi niyetli, samimi ve dostane yaklaşımının kıymeti bilinecek olursa, Türkiye ile İsrail’in samimi ilişkilerinin sürdürülmesi bütün Ortadoğu coğrafyasının hayrına olacaktır. Ancak, son günlerde olduğu gibi, Türkiye’nin istikrarsızlaştırılması, yalnızlığa sürüklenmesi ve üçlü mihvere bağımlı hale getirilmesi yönünde sinsi oyunlar sergilenmeye devam edilecek olursa; derhal harekete geçilerek, İsrail başta olmak üzere, üçlü mihverin Ortadoğu coğrafyasında tam anlamıyla bir mağlubiyet yaşamalarına yönelik örtülü hamle ve operasyonlara girişilmelidir. Türkiye ve Ortadoğu’nun selameti ve bekası için bu tavır değişikliği kaçınılmaz bir hal almıştır. Zira, yüzyıllardan beri edinilen deneyimler göstermiştir ki, Türklerin Yahudilere karşılıksız olarak göstermiş oldukları teveccüh ve yapmış oldukları destekler hiçbir işe yaramamış ve de Yahudileri daha da insafsız bir hale dönüştürmüştür. Bu sebeple Türkiye, artık “yumuşak huylu ama, saf ve kimliksiz olmadığını” net ve kesin bir şekilde üçlü mihvere ve de onların küresel uzantılarına göstermek mecburiyetindedir diyebiliriz.


                                                           

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !